Kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hilal Cebeci, kansere yakalandı

Hilal Cebeci, kansere yakalandı

46 yaşındaki şarkıcı Hilal Cebeci, Instagram hesabından yaptığı paylaşım ile kansere yakalandığını duyurdu.

Hilal Cebeci, kansere yakalandı

Şarkıcı Hilal Cebeci, Instagram hesabından yaptığı paylaşım ile sevenlerine üzücü haber verdi.

Cebeci, sağ göğsünde kanserli hücre tespit edildiğini açıkladı.

Hastalığını farkındalık yaratmak amacıyla duyurduğunu söyleyen 46 yaşındaki Cebeci, açıklamalarında şu ifadelere yer verdi:

“Biliyorsunuz ki tıbbi konular çok ilgim var. Patoloji raporumu sizinle paylaşma sebebim, tıp ile ilgilenen arkadaşlar için. Erken teşhis gerçekten hayat kurtarır.

“Lütfen 6 ayda bir meme ultrasonunuzu ihmal etmeyin”

Ben çok düzenli bir şekilde bütün tetkiklerimi yaptırdığım için, 6 ayda bir ultrason, her sene mamografi, çok küçük ve çok başında yakalandı. Bu bir farkındalık olsun. Lütfen 6 ayda bir meme ultrasonunuzu ihmal etmeyin. Çünkü inanın bu kısacık dönemde fark edilen küçücük tümörler yüzde yüz sonuç veriyor ve birden nüksetmiyor.”

Hilal Cebeci, kansere yakalandı VİDEO

Hilal Cebeci, kansere yakalandı #1

Hilal Cebeci, kansere yakalandı #2

İdrar yolu enfeksiyonları, ülser, kanser... İşte kızılcıkların 8 faydası

İdrar yolu enfeksiyonları, ülser, kanser... İşte kızılcıkların 8 faydası

Yoğun kırmızı renkleriyle dikkat çeken kızılcık meyveleri, genel sağlık için harika bir besindir. İşte güçlü antioksidan özellikleri olan kızılcıkların sağlığa faydaları...

İdrar yolu enfeksiyonları, ülser, kanser... İşte kızılcıkların 8 faydası

Düzenli olarak kızılcık yemek, sağlıklı bir kalbin anahtarıdır. Geçtiğimiz Mart ayında İngiltere'de yapılan bir araştırmada, günde 100 gram kızılcık tüketenlerin sadece bir ay sonra kalp fonksiyonlarında iyileşme yaşadığı ortaya çıktı.

Birçok çalışma, kızılcıkların idrar yolu enfeksiyonlarını önlemeye yardımcı olabileceğini ve diş eti hastalığı, mide ülseri ve hatta kanser riskini azaltabileceğini göstermiştir.

Faydalarından tam anlamıyla yararlanmak için genellikle şeker oranı çok yüksek olan kızılcık suyu tüketmek yerine, çiğ olarak tüketilmesi öneriliyor.

İdrar yolu enfeksiyonları, ülser, kanser... İşte kızılcıkların 8 faydası #1

Kızılcıkların 8 faydası

Kızılcıklar antioksidanlarla doludur, kalorisi düşüktür ve lif bakımından zengindir. İşte kızılcıkların 8 faydası:

Antioksidan sağlar

Kızılcıklar özellikle antioksidanlar bakımından zengindir. Bu antioksidanlar artrit, Alzheimer hastalığı ve kalp hastalığı dahil olmak üzere birçok sağlık sorununa neden olan serbest radikallerin ve iltihabın etkisiz hale getirilmesine yardımcı olur.

Çalışmalara göre, düzenli olarak içmek kızılcık tüketmek bu hastalıklarla ilgili iltihapla daha iyi mücadele etmeye ve bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı oluyor.

Kızılcıklarda bulunan polifenoller, vücut içi iltihabı uyaran hücrelerin etkisine daha iyi karşı koyar. Ayrıca kızılcık antioksidanlarının prostat kanseri hücrelerini öldürebileceği bilinmektedir.

İyi kolesterolü arttırır

Düzenli kızılcık tüketimi kalp sağlığı için faydalıdır. Araştırmalar, günlük olarak kızılcık tüketmenin iyi kolesterol olan HDL'nin seviyelerini artırmaya yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Kızılcıkların faydaları üzerine yapılan çeşitli bilimsel çalışmalar, bu kırmızı meyvede bulunan flavonoidlerin tüketiminin kalp hastalıkları riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini de göstermektedir.

İdrar yolu enfeksiyonlarını önler

Çalışmalar, kızılcık yemenin üriner sistemde bakteriyel yapışmayı engelleyebileceğini ve idrar yolu enfeksiyonlarını önleyebileceğini gösteriyor. Araştırmalara göre, kızılcık suyu bakteriyel enfeksiyonlara karşı daha iyi koruma sağlıyor.

İyi oranda lif sağlar

Kızılcıklar çok iyi bir lif kaynağıdır. 100 gram taze kızılcık, 4,6 gramdan fazla lif içerir ve bu önerilen günlük lif miktarının yüzde 20'sini sağlar. Kızılcıklarda bulunan lif sindirim sağlığını artırır ve aynı zamanda bağırsak kanseri riskini azaltmaya yardımcı olur.

Diyet lifi, kolonda ve rektumda tümörlerin büyümesini engelleyen bir madde olan bütirat üretmeye yardımcı olur. Ayrıca, kızılcık gibi lif bakımından zengin gıdalar kötü kolesterol seviyesini azaltır.

Kan şekeri kontrolüne yardımcı olur

Kızılcık ayrıca kan şekeri seviyelerini dengede tutmaya yardımcı olur. Çalışmalar, şekersiz kızılcık suyu içmenin veya kızılcık yemenin, tip 2 diyabetli kişilerde kan şekeri seviyelerinin dengelenmesine yardımcı olabileceğini göstermiştir.

Bağırsak florasını yeniler

Kızılcıkların bağırsak florası üzerinde olumlu etkileri olduğu bilinmektedir. Düzenli kızılcık tüketimi, iyi bağırsak bakterilerinin miktarını artırır. Ayrıca bu bağırsak bakterilerinin şeker hastalarının glikozu daha iyi metabolize etmelerine yardımcı olabileceği düşünülmektedir.

Ülseri önler

Kızılcıklar mide için de faydalıdır. Mide astarınıza yapışan bakteriler ülserlere neden olabilir veya daha da kötüsü mide kanserine yol açabilir. Araştırmalar, kızılcık polifenollerinin mideyi bu ülserlerden koruyabileceğini göstermektedir.

Hafızayı korur

Kızılcıklar beyni hafıza kaybından korumada hayati bir rol oynayan iki besin içerir. Kızılcıklarda bulunan antioksidanlar, DNA'ya zarar verebilecek ve beyinde iltihaplanmaya neden olabilecek zararlı serbest radikalleri yok eder. Kızılcık bu sayede Alzheimer hastalığı gelişme riskini azaltabilir.

İştah kaybına neden olan 10 hastalık

İştah kaybına neden olan 10 hastalık

Yemek yeme isteğini tetikleyen iştah, genel sağlık için ihtiyaç duyulan besinlerin alınmasını sağlar. Ancak, çeşitli sağlık sorunları iştahı bastırabilir ve yemek yeme isteğini azaltabilir...

İştah kaybına neden olan 10 hastalık

İştah, kan şekeri seviyesindeki düşüşü, vücudun ısı üretimindeki düşüşü ve hatta yağ metabolizmasındaki bir değişikliği izleyerek, beyinde bulunan açlık merkezine mesajlar gönderen karmaşık sistem tarafından düzenlenir. Bu yapıdaki herhangi bir bozuklukta veya kişi sürekli tokluk hissi yaşadığında iştahsızlık meydana gelir.

Acıktığımızda, vücut yiyecek ihtiyacı duyar. Daha sonra, yemek zamanının geldiğini bildirmek için beyne bir sinyal gönderir. Hormonlar iştahın düzenlenmesinde önemli bir rol oynar. Açlık hissini düzenleyen ana hormonlar, açlık hissini oluşturan ghrelin ve beyne yeterince yediğinizi bildiren leptindir.

Birçok faktör bu hormonları ve iştah durumunu etkileyebilir. Çoğu insan, çevresel faktörler, ilaçlar veya belirli psikolojik veya fiziksel sorunlar nedeniyle iştah kaybı yaşayabilir.

İştah kaybı kısa sürede geçerse önemli olarak kabul edilmez ancak 2 haftadan uzun süren iştah kaybı ciddi sağlık sorunlarını gösterebilir.

İştah kaybına neden olan 10 hastalık #1

İştahsızlığa neden olan 10 sağlık sorunu

Her zamanki gibi yemek yemek istemediğinizde, vücudunuz size bir şeyler söylemeye çalışır. Yorgun olmanız ve istemeden kilo vermeniz de bu süreçte mümkündür.

İştahsızlığa neden olabilecek birçok farklı neden vardır. İşte iştahsızlığa neden olan sağlık sorunları:

1. Viral veya bakteriyel enfeksiyon

Akut gastroenterit, grip ve idrar yolu enfeksiyonları gibi hastalıklar da dahil olmak üzere viral ve bakteriyel enfeksiyonlar, iştah kaybının yaygın nedenleri arasındadır.

Bunun nedeni, hasta olduğunuzda vücudun, iltihaplanma ve bağışıklık tepkisinin bir parçası olarak iştahı düzenleyen sitokin adı verilen kimyasalları salgılamasıdır. Bu sitokinler beyindeki nöronlar üzerinde etki ederek iştahı azaltır ve yemek isteklerini yok eder.

2. Kronik sağlık sorunları

Bazı kronik hastalıklar iştahı farklı şekillerde etkiler. İştahsızlığa neden olabilecek yaygın kronik sağlık sorunları kronik ağrı, diyabet ve sindirim sistemi rahatsızlıklarıdır.

Migren, fibromiyalji ve artrit gibi kronik ağrıya neden olan hastalıklar yiyeceklere olan ilginizi kaybetmenize neden olabilir. Vücut, hastalık veya onun neden olduğu ağrılarla mücadele etmek için tüm kaynaklarına ihtiyaç duyar ve bu nedenle açlığı düzenleme, sindirim gibi bazı işlevleri geçici olarak bırakarak gücünü korur.

Diyabetli kişiler, midenin yavaş boşalması olan gastroparezi adı verilen bir durum nedeniyle iştahlarını kaybedebilirler. Gastroparezi en sık dengesiz diyabet durumunda, özellikle sinir sisteminde komplikasyonlarla ortaya çıkar.

İnflamatuar bağırsak hastalığı veya irritabl bağırsak sendromu gibi bağırsağı etkileyen durumlar, karın ağrısı, şişkinlik, ishal ve bağırsak spazmları gibi yemek yeme isteğini azaltan sorunlar nedeniyle iştahı etkiler.

3. Psikolojik faktörler

Ruh sağlığı sorunları iştah üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Depresyonu olan insanlar genellikle yemeğe olan ilgilerini kaybeder ve endişeli, stresli hissedildiğinde ya da ayrılık ya da sevilen birinin ölümü gibi travmatik olaylardan sonra iştahta azalma görülür.

Stresli olaylar sırasında beyin, sindirim sistemini yavaşlatan stres hormonu olarak da adlandırılan adrenalin salgılar. Depresyon, beynin hipotalamus bölgesinde iştahı da azaltan kortikotropin salgılatıcı hormon üretimini tetikler.

4. İlaçlar

Ağrı kesiciler, antidepresanlar, antibiyotikler ve tip 2 diyabet ilaçları dahil olmak üzere bazı ilaçların yan etkisi iştahı azaltma olabilir.

Birçok ilaç iştah kaybına neden olabilir. Özellikle tansiyon ilaçları ve mideyi bozabilecek ve ibuprofen gibi iştahı bastırabilecek ilaçlar yemek yeme isteklerini azaltabilir.

İlaçlarınızdan birinin iştahınızda değişikliğe neden olduğunu düşünüyorsanız, doktorunuzla konuşabilirsiniz, gerekirse deneyebileceğiniz uygun bir alternatif önereceklerdir.

5. Az aktif tiroid

Hipotiroidizm olarak da adlandırılan az aktif tiroidiniz varsa, tiroid beziniz yeterli hormon üretmez. Bu, birçok vücut fonksiyonunun yavaşlamasına neden olur ve bu da iştah kaybına neden olabilir. Diğer belirtiler kilo alımı, yorgunluk, soğuğa duyarlılık ve depresyondur.

Bu belirtilerin ortaya çıktığını fark ederseniz, tiroid hormonlarının seviyesini kontrol ettirmek için bir kan testi ve hormon testi yaptırabilirsiniz.

6. Anoreksiya

Anoreksiya nervoza gıda alımını, aşırı egzersizi veya her ikisini sınırlayarak ağırlığı mümkün olduğunca düşük tutma arzusu ile karakterize edilen bir yeme bozukluğu ve ciddi zihinsel sağlık sorunudur. Bu bozukluk iştahta azalmaya da neden olabilir.

Anoreksiya nervoza özel tıbbi tedavi gerektirir ve ciddi vakalarda yaşamı tehdit edebilir.

7. Alkol bağımlılığı

Aşırı alkol tüketimine mide rahatsızlığı, solgun cilt, ayaklarda ve ellerde uyuşma ve karıncalanma gibi birçok fiziksel sorun eşlik eder. Alkol ayrıca iştah üzerinde de büyük bir etkiye sahiptir ve dikkat yalnızca alkole odaklandığı içn yemeğe olan ilgi kaybedilir.

8. Tat kaybı

Özellikle pandemiden sonra Covid-19'a bağlı koku ve tat kaybı nedeniyle yemek yeme isteklerinde azalma görülmüştür. Araştırmalar, Covid-19 nedeniyle koku veya tat kaybı yaşayanların yüzde 90'a yakınının yemek yeme zevkinde azalma hissettiğini göstermektedir.

9. Mide bulantısı

Hamilelik, özellikle mide bulantısı nedeniyle iştah kaybının yaygın bir nedenidir. Mide bulantısı günün herhangi bir saatinde ortaya çıkabilir. Özellikle hamileliğin ilk üç ayında sık görülürler.

Hiperemezis gravidarum, aşırı sıvı kaybına ve kilo kaybına yol açabilen, hamilelikle ilişkili bulantı ve kusmanın aşırı olduğu durumdur. Bu durum genellikle mide bulantısı önleyici ilaçlarla tedavi gerektirir ve ciddi su kaybı durumunda hayatı tehdit edici boyutlara ulaşabilir.

10. Kanser

En sık iştah kaybına neden olan kanserler yumurtalık, mide, kolon, rektum, pankreas ve mesane kanserleridir. İştahsızlık, kanser veya kanser tedavilerinin neden olduğu metabolik bir değişiklik olan kaşeksinin bir sonucu olarak ortaya çıkabilir.

Kanser tedavileri de iştah kaybına neden olabilir. Kanser teşhisi konan kişilerin yarısından fazlası iştah kaybı yaşar. Kemoterapi ve immünoterapi gibi tedaviler, tatta değişikliklere ve bulantı gibi sorunlara neden olarak durumu daha da kötüleştirebilir.

Kanserde erken teşhis tedavinin başarısını arttırır, bu nedenle doktorunuzu iştahsızlık hakkında mutlaka bilgilendirin.

Mide yanmasını anında kesiyor! Reflüye karşı 15 doğal çözüm...

Mide yanmasını anında kesiyor! Reflüye karşı 15 doğal çözüm...

Ara sıra yaşanan veya kronik olabilen mide ekşimesi, uzun vadede ciddi sağlık sorunlarını tetikleyebiliyor. İşte günlük hayatı mahveden reflüye karşı savaşmanın 10 doğal yolu.

Mide yanmasını anında kesiyor! Reflüye karşı 15 doğal çözüm

Genellikle mide ekşimesi veya mide yanması olarak adlandırılan gastroözofageal reflü hastalığı, çok fazla yağlı yemek yedikten sonra yaşanan bir sıkıntıdan çok daha fazlasıdır. Yiyecekler, asitler, safra veya pankreas suları haftada iki defadan daha sık yemek borusundan yukarı hareket ettirdiğinde teşhis konulur. Ve bu sorun, kronik veya ara sıra olmak üzere toplumun büyük bir bölümünü etkiler.

Reflü, yemek borusunun çapını azaltabilen iltihaplanmaya, tahrişe ve ardından ülsere neden olur. Belirtiler arasında boğuk bir ses, yanma hissi, tahriş, mide bulantısı, öksürük, hırıltılı solunum, astım semptomları veya diş minesinin yıpranmasının hızlanması bulunur. Reflü ayrıca özofagus kanseri geliştirme riskini de artırır.

Bu sağlık sorununun kökeninde yemek borusu ve yemek borusu sfinkterinin alkol, nikotin, kafein, yağlı veya baharatlı yiyeceklerin etkisi altında gevşemesi bulunur. Reflü özellikle kilolu veya göbek yağına yatkın kişilerde daha fazla görülür.

Mide yanmasını anında kesiyor! Reflüye karşı 15 doğal çözüm #1

Reflü hastalığının nedenleri

Çoğu insanda reflü, alt özofagus sfinkterinin arızalanmasından kaynaklanır. Bu sfinkter, yemek borusu ile midenin birleştiği yerde bulunan kaslı bir halkadır. Normalde sıkıdır, mide içeriğinin yemek borusuna doğru çıkmasını engeller, sadece yutulan yiyeceğin ve içeceğin geçmesine izin vermek için açılır ve böylece koruyucu bir kapak görevi görür.

Reflüde ise sfinkter yanlış zamanlarda açılır ve mide suyunun mideden yükselmesine neden olur. Reflü yaşayan insanlar genellikle yemekten sonra veya gece boyunca asit yetersizliği yaşar. Bu yetersizlik bebeklerde çok yaygındır çünkü sfinkterleri olgunlaşmamıştır.

Gastroözofageal reflü ayrıca hiatal herni ile de bağlantılı gelişebilir. Bu durumda, midenin üst kısmı (yemek borusunun birleştiği yerde bulunur) yemek borusu ile diyaframın açıklığı (hiatal açıklık) yoluyla göğüs kafesine yükselir.

Mide yanmasını anında kesiyor! Reflüye karşı 15 doğal çözüm #2

Reflüye karşı 15 doğal çözüm

İşte hayatınızı mahveden bu reflüye karşı savaşmanın 15 doğal yolu.

Kilo verin

Çalışmalar, yüzde 10 vücut yağını kaybetmenin reflü semptomlarını iyileştirebileceğini gösteriyor.

Reflü önleyici diyet izleyin

Reflü önleyici diyet, mideye zarar veren gıdaların tüketilmemesi ile başlar. Uzmanlara göre, çoğu hasta sadece diyet yoluyla reflüyü yenebiliyor. Diyetinizi kontrol etmek, mide yanmasına karşı büyük bir fark yaratacaktır.

Çiğ badem yiyin

Çiğ badem alkali bir gıdadır. Bu alkali gıda mide pH'ınızı dengeler ve mide yanması semptomlarını geçirebilir.

Aloe vera suyu için

Aloe veranın, yaraları iyileştirici ve onarıcı özellikleri vardır. Her türlü asit için çok iyidir, ancak yanık ve ülser varsa daha da iyidir. Her gün 30 ml saf aloe vera suyu için. 15 gün boyunca sabah ve akşam öğünler dışında alınmalıdır.

Güne sıcak su ve taze limon suyu ile başlayın

Kalktığınızda bir bardak sıcak su ve taze limon suyu için. Kahvaltıdan 15-20 dakika önce aç karnına alınan bu içecek vücudun asit seviyesini doğal olarak dengelemesini sağlar. Sindirime yardımcı olur ve güvenlidir.

Karbonatlı su için

Yarım su bardağı su ile yarım çay kaşığı karbonatı karıştırın. Bu, mide yanmasını anında kesmenin en iyi yollarından biridir.

Elma sirkesi kullanın

Günde 1-2 çay kaşığı elma sirkesi için. Örneğin çaya bal ile karıştırabilir veya çayda limon yerine kullanabilirsiniz. Birçok insan asit reflüsü ve hazımsızlığın aşırı asit üretiminden kaynaklandığına inanır. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki pek çok insanda bunun tam tersi oluyor, yani yediklerini doğru bir şekilde sindiremeyecek kadar az asit üretiyorlar.

Bitki çayları için

Papatya ve nane gibi bitkisel çaylar asit reflü semptomlarını azaltmaya yardımcı olur.

Sakız çiğneyin

Yemeklerden sonra sakız çiğnemek, tükürük üretimini artırmaya yardımcı olur ve bu da, araştırmalara göre yemek borusundaki asit seviyelerinin azalmasına yardımcı olur.

Midenizin üstüne yatmayın

Araştırmalar midenizin üstünde veya sağ tarafınızda uyumanın gastroözofageal reflü hastalığının semptomlarını artıran ekstra baskıya neden olabileceğini gösteriyor.

Rezene tohumu çayını deneyin

Rezene mide asidini giderir, şişkinlik durumunda sindirimi iyileştirir ve fazla gazın atılımını sağlar. Çok fazla yemek yedikten sonra yaşanan sindirime bağlı mide ekşimesi durumunda idealdir. 1 gr ila 3 gr kuru tohumu 150 ml kaynar suda 5-10 dakika demleyin. Süzün ve öğünlerin dışında günde 2 ila 3 bardak için.

Lahana turşusu suyu

Lahan turşusu bol miktarda probiyotik içerdiği için mide fonksiyonunu iyileştirir. Her türlü mide ekşimesi üzerinde etkilidir. Önleyici ve tedavi edici olarak öğünlerin dışında günde 1 küçük bardak için.

Fesleğen yağı

Büyük bir sindirim yardımcısıdır, spazm giderici ve gastrit ve ülser durumlarında etkili bir çaredir. Mide ekşimesinin iki ana nedeni olan sindirim ve stres üzerinde etkileri vardır. Elinize 2 damla fesleğen esansiyel yağı + seçtiğiniz yaklaşık 10 damla bitkisel yağ (zeytin, argan, tatlı badem vb.) dökerek karnın üst bölümüne saat yönünün tersine doğru masaj yapın. Bu hareketi akşam yatmadan önce 5 dakika derin nefes alarak yapın.

Ayaklara masaj

Ayak refleksolojisinde mide noktası, ayak başparmağı ile topuk arasında yaklaşık olarak ortada bulunur. Masaj, mideyi rahatlatır ve böylece ağrıyı azaltır, asitlerin atılmasına yardımcı olur. Midenin kendi kendine iyileşmesini destekler. Günde birkaç kez noktaya parmakla bastırarak veya nokta üzerinde küçük daireler çizerek birkaç dakika masaj yapın.

Nane yağı

Nane yağı mide bulantısını önleyici özellikleri ile bilinen iyi bir sinidirm yardımcısıdır. Aynı zamanda sinir sistemini yatıştırır ve yorgunluk önleyicidir. Nötr 1 damla nane esansiyel yağını ağrı hissedildiğinde içebilirsiniz. Günde en fazla 2 ila 3 kez kullanılmalıdır. Hamile kadınlar veya çocuklar üzerinde asla kullanmayın.

Kanser riskinizi azaltmak istiyorsanız bu sebzeleri daha fazla yiyin

Kanser riskinizi azaltmak istiyorsanız bu sebzeleri daha fazla yiyin

Kanser vakalarının neredeyse yarısının önlenebilir olduğu tahmin ediliyor ve beslenme alışkanlıkları kanserin ortaya çıkmasında belirleyici bir rol oynuyor. İşte kanser riskini azaltan sebzeler...

Kanser riskinizi azaltmak istiyorsanız bu sebzeleri daha fazla yiyin

Yaşam tarzı alışkanlıklarının kanser vakalarının yüzde 50'sini önleyebileceği tahmin ediliyor. Kanserle ilgili farklı risk faktörleri arasında aşırı kilo, obezite, fiziksel hareketsizlik ve bitki bazlı gıdaların düşük tüketimi ile zayıf bir diyet bulunuyor.

Bugüne kadar yapılan çalışmalar, beslenme ve kanser arasındaki ilişkiyi açıkça gösteriyor. Son çalışmalar, bitki bazlı gıdaları daha fazla tüketen deneklerde tüm nedenlere bağlı kanser riskinde yüzde 15'lik bir azalmanın olduğunu gösteriyor. 100 binden fazla katılımcıyla yapılan çalışmalar, bitki bazlı bir diyetin kanser riskini büyük oranda azaltabileceğini ortya koyuyor.

7 farklı araştırmanın analiz edildiği ve 362 bin 114 deneğin değerlendirildiği bir çalışmada Dünya Kanser Araştırma Vakfı (WCRF), sadece sebze tüketimi ile kanser riskinde yaklaşık yüzde 10'luk bir azalma tespit etti.

Kanser riskinizi azaltmak istiyorsanız bu sebzeleri daha fazla yiyin #1

Fitokimyasallar kansere karşı savaşıyor

Bitkisel kaynaklı gıdalarda sağlık üzerinde potansiyel yararlı etkileri olan çok sayıda fotokimyasal bileşik vardır. Kurkumin (zerdeçalda bulunan bir flavonoid), resveratrol (kırmızı üzüm ve yaban mersinlerinde bulunan polifenol) ve sülforafan (brokoli, karnabahar veya Brüksel lahanası) gibi bu fitokimyasallardan bazılarının güçlü bir antioksidan etki ve kansere karşı etki gösterdiği bilinmektedir.

Bu bileşikler, hücresel antioksidan savunma sistemlerini etkinleştirme, DNA hasarını azaltma, iltihaplı mekanizmaları yönetme ve hücre hasarını tersine çevirme yeteneğine sahiptir.

Diyet lifi de bu anlamda oldukça iyi bir maddedir, çünkü bağırsak geçişini düzenleyerek ve dışkı hacmini artırarak, safra asitlerinin üretimini azaltmanın yanı sıra kanser hücreleri ve bağırsak mukozası arasındaki etkileşimi en aza indirir.

Kanser riskinizi azaltmak istiyorsanız bu sebzeleri daha fazla yiyin #2

Kansere karşı koruyan sebzeler

Belirli sebze türlerinin tıbbi özelliklerini doğrulayan binlerce bilimsel çalışma vardır. Bazı bitkilerin sadece kanseri önleme değil aynı zamanda kanser büyümesini de engelleme gücüne sahip 100 binden fazla bitkisel besin içerdiği bilinmektedir.

Kansere karşı savaşan en iyi 10 sebze:

- Sarımsak

- Pırasa

- Soğan

- Brokoli

- Domtes

- Karnabahar

- Lahana

- Lırmızı lahana

- Ispanak

- Pancar

Allium cinsi sebzeler

Kanser önleyici aktivite söz konusu olduğunda, ilk sırada Allium cinsi sebzeler yer alır. Bunlar arasında sarımsak, pırasa, soğan ve taze soğan gibi sebzeler bulunur. Bu cinsin tüm sebzeleri son derece sağlıklı kabul edilir ve mükemmel kanser önleyici etkileri vardır.

Ancak sarımsağın kansere karşı 1 numaralı yardımcı olduğu bilinmektedir. Araştırmalara göre, kanserin kökeni ve gelişimindeki çeşitli süreçler üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olan, alil-sülfür adı verilen benzersiz bir bileşen içerir. Yapılan çalışmalar sarımsağın meme kanseri, beyin tümörü, akciğer kanseri, pankreas kanseri, prostat kanseri ve mide kanseri türlerinin büyümesini durdurduğunu göstermektedir.

Sarımsağın hemen arkasından pırasa gelmektedir. Allium cinsinin bu sebzesi, böbrek kanseri hücrelerine karşı en güçlü etkiye sahiptir.

Sarımsak ve pırasaya ek olarak, Allium cinsinden diğer sebzelerin de farklı kanser türlerinin büyümesini durdurduğu bilinmektedir. Son araştırmalar, sık sık çeşitli Allium sebzeleri tüketen kişilerde kolorektal kanser riskinin yüzde yüzde 80'lere varan oranda azaldığını göstermiştir.

Turpgiller

Turpgil sebzeler arasında brokoli, brüksel lahanası, lahana, karnabahar ve lahanayı gibi sebzeler bulunur. Bu sebzeler glukozinolatlar, mirosinaz ve sülforafan gibi kanser önleyici maddeler içerir.

Bu sebzeler doğrandığında veya çiğnendiğinde bitki hücreleri parçalanır ve mirosinaz enzimi glukozinolata bağlanır. Bu olay sırasında kimyasal bir reaksiyon meydana gelir ve böylece güçlü antikanser maddeler izotiyosiyanatlar oluşur.

Bu maddeler, vücudun kanserli maddelerden arındırılmasından ve temizlenmesinden sorumludur, kanser hücrelerini yok eder ve büyümesini engeller.

Bahsedilen kimyasal reaksiyonun ortaya çıkmasını sağlamak için turpgillerden sebzeleri doğramak ve iyice çiğnemek gerekmektdir. Ayrıca bu sebzelerin uzun süre pişirilmesi önerilmez çünkü içindeki besin maddeleri uzun süre pişirme ile yok olur.

Ispanak ve pancar

Kanser önleyici özellikler açısından ıspanak ve pancar, Allium ve turpgil sebzelerin çok gerisinde değildir. Bol miktarda antioksidanlar ve besinlerin yanı sıra ıspanak ayrıca kansere karşı korunmaya yardımcı olan beta karoten ve lutein içerir.

Kendinizi kanserden korumak istiyorsanız, günlük olarak pancar tüketin. Donuk kırmızı-mor rengi içindeki betalain maddesinden gelir. Bu güçlü antioksidan, kanseri kelimenin tam anlamıyla aç bırakır ve daha fazla büyümesini engeller. Pancar, kansere karşı iyi bir koruma sağlamanın yanı sıra genel sağlığı da iyileştirir.

Baklagiller

Baklagiller büyük miktarda folat içerir. Diyetlerinde yeterli folat bulunmayan kişilerde kansere yakalanma riski artar. Bu bileşikten en zengin olan baklagiller fasulye, bezelye, mercimek ve nohuttur.

Araştırmalar, artan baklagil alımının mide, kolon, prostat ve akciğer kanseri gibi çeşitli kanser türlerinin riskini azalttığını gösteriyor. Fasulye ve mercimek, kanserin neden olduğu DNA hasarını yavaşlatan veya önleyen birçok fitokimyasal içerir.

Zencefil ve zerdeçal

Zencefil ve zerdeçal, hemen hemen her yemeğin lezzetini arttırır ve sağlığa birçok faydaları vardır. Zencefil, güçlü iltihap önleyici özelliklere sahiptir ve kanser gelişimini yavaşlatır.

Zerdeçal da zencefil ailesine aittir ve kanser hücrelerini hızla öldüren kurkumin maddesine sahiptir. Yapılan araştırmalar, günde bir çay kaşığı zerdeçalın kansere karşı önleyici bir önlem olarak faydalı olabileceğini doğruluyor. Zerdeçalın kolon, karaciğer, mide, meme, yumurtalık, lösemi ve farklı tümörlerin büyümesini engellediği bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Domates

Araştırmalar, likopenin karotenoidler grubundan en güçlü antioksidan olduğunu ve en çok domateslerde bulunduğunu doğrulamaktadır. Domateslerden elde edilen likopenin, haftada en az iki kez yenildiğinde prostat kanseri hastalarına yardımcı olduğu da kanıtlanmıştır. Araştırmalar, haftada 10 porsiyondan fazla domates ürünü yiyen erkeklerin prostat kanseri riskini yüzde 45, 4-7 porsiyon tüketenlerin ise yüzde 20 azalttığını göstermektedir.

En yüksek likopen düzeyine sahip kadınlarla en düşük düzeyine sahip kadınlar arasında yapılan bir karşılaştırmada, yüksek likopen düzeyine sahip kadınların rahim ağzı kanserine yakalanma riskinin 5 kat daha az olduğu ortaya çıktı.

Likopen, kanser hücresi çoğalmasını önleyen özel bir maddedir ve bunun önlenmesi kanser büyümesini durdurmanın anahtarıdır. Likopen ayrıca normal bir hücrenin kanser hücresine dönüşmesini önleyebilir.