28 Şubat mağdurlarına İmamoğlu zulmü
PKK’lı militanlarını İBB’nin kritik noktalarına yerleştiren İBB Başkanı CHP’li Ekrem İmamoğlu’nun, 28 Şubat yargısının delilsiz-belgesiz mahkum edip sicilini kararttığı işçileri kapının önüne koyduğu ortaya çıktı
Toplam 4.5 saat süren 9 bölümlük dava konusu videoda Burak Çileli, bağlısı olduğu düşünür Salih Mirzabeyoğlu’nu ve askerî vesayet rejiminin gemi azıya aldığı 28 Şubat döneminde, kendi maruz kaldığı sıkıntılarla beraber Salih Mirzabeyoğlu’na uygulanan Telegram adlı beyin kontrolü işkencesini anlatıyor.
28 Şubat Devam mı Ediyor?
Söz konusu dava ile ilgili olarak Çileli’nin avukatı Yavuz Pirim, gazetemize şu açıklamalarda bulundu:
“Müvekkilimin yeniden yargılama sonucu beraat ettiği ve İBDA-C ana dava dosyası beraatle sonuçlandığı halde eski dava dosyalarına ait olan ve bugün için hukuken hiçbir değeri olmayan fezlekeler kullanılarak iddianame düzenlenmiş ve hukuka aykırı bu iddianame de maalesef mahkemece kabul edilmiştir. Yargılamalar sonucu beraat kararı verilen ve hukuka aykırı olan eski fezlekelerin bu dosyada kullanılması, Emniyet’in/kolluğun hâlâ eski alışkanlıklarını devam ettirmesi anlamına gelmekte ve İbda fikriyatı bağlılarına da bu tür davalarla gözdağı verilmektedir. Gelinen aşamada, 28 Şubat’ın hâlâ devam ettiği ve hukuksuz şekilde daha önceden tutuklanıp beraat eden müvekkilimin mağduriyetinin sürdüğü anlaşılmaktadır. Müvekkilim İbda fikriyatı bağlısı olup İbda fikir hareketinin terörist bir organizasyon olmadığı yargı kararları ile sabit olduğundan, terörle mücadele eden kişileri hedef gösterme suçlamasının/iddiasının başka bir amaç için ortaya atıldığı da aşikârdır.
“Ölüm Odası” Kitabı Yasak Değil
Burak Çileli ise söz konusu dava ile ilgili olarak gazetemize şunları söyledi:
“Yaklaşık 1,5 yıl önce “Terörle mücadelede görev yapmış kişileri hedef göstermek” suçlamasıyla ifade verdim. Davaya konu Youtube programında Bahattin Çağdaş’ın soruları üzerine, geçmiş dönemde yaşananlarla ilgili olarak Salih Mirzabeyoğlu’nun Ölüm Odası adlı kitabından alıntılar yapmıştım. Bu kitap 2008’den itibaren haftalık olarak dergide tefrika edildi. Sonra tefrikalar kitaplaştırılarak basıldı. Ne dergide tefrika edilirken ne de kitaplaştırılıp satılırken, hiçbir soruşturmaya konu olmayan eserden ben alıntı yapınca, avukatımı da şoke eden bir sonuçla hakkımda dava açıldı. Ayrıca geçmişte yargılanıp beraat ettiğim dava dosyaları, beraat kararları umursanmaksızın dosyada algı oluşturmak üzere kullanılmış. Salih Mirzabeyoğlu da “İBDA-C Örgütü lideri” suçlamasından beraat ettiği ve “İBDA-C örgütü”nün hayalet bir isim olduğu açığa çıktığı halde, kolluk fezlekesinde ve iddianamede, Terörle Mücadele sağ masasında FETÖ’nün etkin olduğu dönemlerde tutulan düzmece kayıtlar esas alınmış. 15 Temmuz’da asker ve polisle aynı safta resmî şehit ve resmî gazi vermiş, yani vatanseverliği resmî olarak da tescil edilmiş bir hareketin hâlâ terörist bir organizasyonmuş gibi takdim edilmeye çalışılması anlaşılır gibi değil.”
Kaynak: Türkiye Polis-Basın Birliği Gazetesi
Türk siyaseti daima sembol isim ve tarihleri önemsemiştir. Mesela 2023 tarihine bu kadar kıymet vermemizin sebebi Cumhuriyetimizin 100. yılı olması değil midir? Ülkemizi dünyada yeniden askeri ve siyasi bir güç haline getirmeyi hedeflediğimiz 2071 tarihinin önemi ise Anadolu’ya ayak bastığımız Malazgirt Zaferi’nin 1000. yılı olmasıdır. Düşmanlarımız için de semboller önemli.
TARİHLER ÖNEMLİ SEMBOLLERDİR
Mesela Yeni Zelanda’da cami basarak 51 Müslümanı namaz kıldıkları sırada şehit eden katiller silahlarına Miloş Obiliç yazmışlardı. Bu isim, Kosova Savaşı’nda Sultan Murat Hüdavendigar’ı şehit eden kişiydi ve Balkanları bir İslam yurdu haline getiren o zaferimize karşı 630 yıldır süren nefreti sembolize ediyordu.
Suriye’de bir terör devleti kurma girişimlerine karşı başlattığımız Fırat Kalkanı Harekâtı, Yavuz Sultan Selim’in Suriye’ye yönelik seferi olan Mercidabık Savaşı’nın 500. yılında ve aynı günde 24 Ağustos’ta başlamıştı. Hilafetin Yavuz’a geçtiği ve Türkleri asırlar boyu İslam dünyasının lideri yapan Mercidabık’ın gerçekleştiği ovada, 5 asır sonra Batı’nın örgütlediği sahte DEAŞ hilafeti Türk askerinin eliyle yok edildi.
Görüldüğü gibi tarihlerin sembolik anlamları vardır ve siyaset kurumu “taraf olma” ya da “karşıt olma” durumlarını muhatabına bu tarihler üzerinden mesaj olarak verir. Buna çok çarpıcı bir örnek 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasının önünü açan Anayasa değişikliği referandumunun 12 Eylül 2010 tarihinde yapılması olmuştu.
Türkiye’yi “güçlendirilmiş parlamenter sistem” adıyla eskiden olduğu gibi güçsüz ve bol koalisyonlu dönemlere “geri götürmeyi” vaat eden 6 partinin, ittifaklarını ilan edecekleri tarih için ülkemizi felakete sürükleyen 28 Şubat Darbesi’nin yıldönümünü seçmesi elbette bir tesadüf değil.
İSTEDİKLERİ KAOS VE GERİCİLİK
Darbecilerin tehdit, şantaj ve silah zoruyla yıktıkları Refah-Yol Hükümeti yerine kurdurulan ve ancak 17 ay sürebilen azınlık iktidarında koalisyonun 1. ortağı Mesut Yılmaz seçimlerde yüzde 19, ikinci ortağı Bülent Ecevit ise ancak yüzde 14 oy alabilmişti. İşin daha da kötüsü Ecevit bu oyla 56. Hükümeti kurarak 1999 seçimlerine kadar ülkeyi tek başına idare etmişti. İşte özlem duydukları yönetim bu.
28 Şubat kararlarını uygulamakla övünen Akşener ile darbecilerin sembol isimlerinin milletvekili yapıldığı CHP’nin birlikte bu ittifakı kurmaları anlaşılır bir şey. Ya darbenin iktidardan devirdiği Milli Görüş’ün partisi olduğunu iddia eden Saadet’e ne oluyor? Onlar da 28 Şubat yargılamalarında “şikâyetçi olmayarak” konumlarını ilan etmediler mi?
Altı partinin 5,5 saat konuşup üzerinde anlaştıkları metinde Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği normlarını çıkış yolu olarak göstermeleri ise nihai amaçlarını ortaya koyuyor. Demirtaş, Kavala hatta Öcalan’a tahliye yolunu açacak bu birlikteliğin içinde HDP’nin olmaması ise sadece bir göz boyama.
Darbenin özgürlüklere, azınlığın çoğunluğa galebe çaldığı bir anlayışı savunmak için kendilerine “28 Şubat İttifakı”ndan daha iyi bir isim bulamazlardı. En azından bunu başardılar.